Hi, How Can We Help You?

Category Archives: Psikoloji

Eylül 15, 2023

ROMANTİK İLİŞKİLERDE EN ÇOK HANGİ TARAF ETKİLENİYOR?

Merhabalar!

Bu ay romantik ilişkiler bittiğinde en çok hangi cinsiyet etkileniyor ona bakacağız. Bizler sosyal varlıklarız. Bu nedenle  en temel ihtiyacımız sevilmek ve bir gruba ait olmaktır. Duygular insanı insan yapan şeylerin başında gelir. Bu duyguların en tutkulusu ise aşktır. Aşk üzerine sayısız kitap, film, müzik gibi eserler yapılmıştır. Sevdiğimiz insanı görünce kalbiniz çok fazla çarpmaya, eliniz ayağınız birbirine dolanmaya başlar. Ancak her süreç gibi aşkında evreleri vardır. Aşık olmak bireyde hormonsal değişiklilere sebep olur. Aşkın ilk evresinin ‘ben aşık oldum’ denilen evre, ikinci evrenin ‘tutkulu bir aşkın yaşandığı dönem’ ve üçüncü evrenin de ‘arkadaşça aşk dönemi’dir. Bu evrelerden bir önceki sayılarda bahsetmiştik. Bazı ilişkiler aşk evrelerini tamamlayamaz ve ayrılıkla sonuçlanır. Bu ayrılık her iki tarafı da farklı etkilemektedir.

Bu konuda Kanada’da yürütülen bir çalışmada, ayrılık durumunda deneyimlenen duyguların yoğunluğunda cinsiyetler arası farklılıklar gözlemlemiştir. Araştırmanın amacı, ayrılıklardan sonra iki cinsiyet üzerindeki etkilerin gözlemlenmesidir. 1000’den fazla kadın ve erkek katılımcıyla çalışılmıştır. Araştırma sonucunda, ilişkiden çıkan erkeklerin kadınlara göre kaygı, depresyon ve intihar geliştirme riskinin daha yüksek olduğunu gözlemlenmiştir. Erkekler kadınlardan daha fazla ayrılık acısı çekiyor ve ayrılık deneyiminin olumsuz etkilerini kadınlara göre çok daha uzun sürede atlatabiliyorlar. Araştırmacılara göre, erkeklerin ayrılık deneyiminden duygusal olarak daha fazla etkilenmelerinin nedeni ayrılık sonrasında kişiliklerinin ve öz-saygılarının zedelendiğini düşünmeleri olmuştur.

Toplumdaki genel kanı kadınların ayrılık deneyimi karşısında duygusal olarak daha hassas ve kırılgan olduğu yönündeyken, yapılan çalışma aslında erkek bireylerin ayrılık deneyimi karşısında daha kırılgan ve hassas olduklarını gösteriyor bize. Evlilik sonrası boşanmalarda, ayrılığın erkeklerde intihar riski dört katına çıkardığı görülmüştür. Ayrıca deneyde bulunan erkeklerin ilişkilerinde bir çatışmayla karşılaştıklarında sorunları küçümseme eğilimindeydiler ve bu da ilişkinin daha da kırılmasına neden oluyordu. Evli erkeklerin, bekar erkeklere göre daha iyi zihinsel sağlığa sahip olduğu görülmüştür. Evli erkeklerin ruhsal açıdan daha iyi olmanın sebebi arasında; daha az yalnızlık, daha düşük alkol ve madde kullanımı, depresyon ve intihara karşı artan korumadır.

Özetle, birçok erkeğin yakın partner ilişkileri içinde ilgilenilmeyi beklediğini ve ayrılık yaşandığında ise erkeklik onurunun kaybolmasına yol açarak akıl hastalığında bozulma ve intihar riskinin artması kadınlara oranla daha fazladır.

Psikolog Hazal Sansür

Ağustos 18, 2023

ÇOCUK & ERGENLER İÇİN SAĞLIKLI DİJİTAL DÜNYA

Teknoloji, her yaştan insan için oldukça cezbedici bir alandır. Özellikle yeni çağın çocukları teknolojiyle kuşatılmış bir dünyaya doğduklarından ebeveynler tarafından teknoloji kullanımının sınırlarını çizebilmek güç olabilmektedir. İçerisinde pek çok risk barındıran bu dünyada çocukların güvende olmasını sağlayacak bilgi ve becerilerle donatılması önemlidir.

 

Teknoloji bağımlılığı nedir?

Teknoloji ve internetin bilinçli olmayan, kontrolsüz ve farkındalık düzeyi düşük bir şekilde kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan davranışsal bağımlılıklar; oyun oynama bozukluğu, kumar oynama bozukluğu, sosyal medyanın ve akıllı telefonun aşırı kullanımı gibi bağımlılık yapıcı alt davranışlarla kendini gösteren bağımlılık türü olarak ifade edilebilir.

 

Dijital Dünyada Çocuklar İçin Temel 3 Risk!

  • İçerik Riskleri

Çocukların internette pornografik ve şiddet unsuru içeren videolarla/ resimlerle, sağlıksız ve tehlikeli davranışları savunan web siteleri ile karşılaşmasını içerir.

 

  • İletişim Riskleri

Çocukların yetişkinlerle fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik istismarına yol açacak risk faktörlerini içerir.

 

  • Davranış Riskleri

Çocukların diğer çocuklar hakkında nefret uyandıran içerikler üretmesi, yayımlaması veya dağıtmasını içerir.

 

Çocuğunuz için ne yapmalı & ne yapmamalısınız?

  • Teknolojik aletleri çocukları teselli etmek, boş zamanlarını değerlendirmek ve susturmak için kullanmayın.
  • Yemek ve çay saatlerinde bilgisayar başındaki çocuğa servis yapmak yerine size katılması için onu teşvik edin.
  • Çocuğunuzu eleştirmek ve suçlamak yerine onun yaşadığı duyguları anlamlandırmak için çaba gösterin.
  • Çocuğunuza internet kullanımının olumsuz süreçleri hakkında çok fazla mesaj vermeye çalışmanız bu mesajları onun için önemsiz kılacağından az ve sizin için en önemli mesajı verin.
  • Çocuğunuzun bilgisayar kullanımını kontrol edin ve sanal ortamdaki arkadaşlarını tanıyın.
  • Haftalık çizelgeler oluşturarak çizelgeye uygun teknolojik alet kullanım planı oluşturun.
  • Çocuklarınızı arkadaşları ile doğal yollardan görüşmeleri için yönlendirin, akran grupları içerisinde sosyalleşmesini sağlayın.
  • Çocuklarınızı yetenek ve ilgi alanlarına uygun spor dallarına yönlendirin.
  • Onunla birlikte vakit geçirmenin sizin için değerli olduğunu çocuğunuza hissettirerek beraber keyif alabileceğiniz aktiviteler planlayın.

Uzun süreli teknolojik alet kullanımını yönetmekte zorluk yaşadığınızı düşündüğünüzde bir uzmandan destek almanın sizin ve çocuğunuz için süreci daha sağlıklı kılacağını unutmayın.

 

Gözdenur Tetik

Ağustos 18, 2023

Çocuğunuzun Cinsel Eğitiminde Nelere Dikkat Etmelisiniz?

 

Cinsellik eğitimi doğuştan itibaren kurulan iletişimle başlar. Bu açıdan doğru anatomik kelimelerin (vulva, penis, meme…) kullanımı ve özel bölgelerin (iç çamaşırının kapladığı yerler, memeler ve ağız) ifade edilmesi için herhangi bir yaş erken sayılmaz.

Gelişim dönemlerine göre çocuğunuzun merakı ve sorduğu sorular genişleyecektir. Sorularına doğru ve onu tatmin edici yanıtlar vermek, merak ettiği konu üzerine düşünmeniz ve araştırmanız gerektiğine inanıyorsanız bilmediğinizi ve öğrenince hemen onunla paylaşmak için sabırsızlandığınızı ifade etmek içten bir yaklaşım olacaktır.

 

Gelişim dönemlerine uygun olarak cinsel eğitim

0-2 Yaş: Bebek, bu gelişim döneminde dünyayı dokunarak algıladığından temas onun için çok anlamlıdır. Elleriyle, ayaklarıyla oynadığı kadar cinsel organıyla oynaması da doğaldır.

Ebeveynlerin/ Bakım verenin anatomik isimleri (vulva, penis, meme, testis…) söylemesi hem doğru kelimelerin kullanılması hem de bu kelimeleri kullanmada ebeveynin/ bakım verenin pratik yapması açısından sağlıklı olacaktır.

 

2- 5 Yaş: Bu gelişim döneminde çocuk, kendi bedenine olduğu kadar diğerlerinin de bedenine meraklıdır. Kız ve erkek vücudunun farklı olduğunu ayırt etmesiyle karşı cins ebeveyninin vücudunu merak edebilir.

Ebeveynlerin/ Bakım verenin özel bölgelerden (iç çamaşırının kapladığı yerler, memeler ve ağız) bahsetmesi, bu bölgelerin neden özel olduğunu çocuğa açıklaması yararlı olacaktır. Çocuğun kendisine başkaları önünde dokunması durumunda ona kızmadan, sakin ve olumlu bir yaklaşımla bunun özel bölgelerle (iç çamaşırının kapladığı yerler, memeler ve ağız) ilgili bir davranış olması dolayısıyla özel alanında yapabileceği açıklanabilir.

 

5- 7 Yaş: Okul döneminin başlamasıyla çocukların merakının arttığı bir dönemdir.

Bu yaş gurubundaki çocuklara özel bölgelere (iç çamaşırının kapladığı yerler, memeler ve ağız) dokunmanın kendi kendilerine yapabilecekleri bir davranış olduğu ve bu bölgelere dokunmak isteyen kişilere (sağlık ve hijyen dolayısıyla doktor, ebeveyn veya bakım veren kişi dışında) her zaman hayır demeleri gerektiği ifade edilmelidir.

 

7- 9 Yaş: Daha çok hemcinsleriyle oynadığı bu dönemde çocuklar, kız ve erkek olmanın sosyal kurallarını öğrenirler.

Özel alan sınırlarını çizme ve sosyal olarak desteklenme ihtiyacının arttığı bir dönem olduğundan ebeveynler/ bakım veren tarafından çocuğun desteklenmesi, çocuğun kendi ve aynı zamanda başkalarının bedenine/ özel bölgelerine (iç çamaşırının kapladığı yerler, memeler ve ağız) saygı konusunda uyarılması oldukça önemlidir.

 

Psikolojik Danışman Gözdenur Tetik

Temmuz 20, 2023

ROMANTİK İLİŞKİLERDE EN ÇOK HANGİ TARAF ETKİLENİYOR?

Merhabalar!

Bu ay romantik ilişkiler bittiğinde en çok hangi cinsiyet etkileniyor ona bakacağız. Bizler sosyal varlıklarız. Bu nedenle  en temel ihtiyacımız sevilmek ve bir gruba ait olmaktır. Duygular insanı insan yapan şeylerin başında gelir. Bu duyguların en tutkulusu ise aşktır. Aşk üzerine sayısız kitap, film, müzik gibi eserler yapılmıştır. Sevdiğimiz insanı görünce kalbiniz çok fazla çarpmaya, eliniz ayağınız birbirine dolanmaya başlar. Ancak her süreç gibi aşkında evreleri vardır. Aşık olmak bireyde hormonsal değişiklilere sebep olur. Aşkın ilk evresinin ‘ben aşık oldum’ denilen evre, ikinci evrenin ‘tutkulu bir aşkın yaşandığı dönem’ ve üçüncü evrenin de ‘arkadaşça aşk dönemi’dir. Bu evrelerden bir önceki sayılarda bahsetmiştik. Bazı ilişkiler aşk evrelerini tamamlayamaz ve ayrılıkla sonuçlanır. Bu ayrılık her iki tarafı da farklı etkilemektedir.

Bu konuda Kanada’da yürütülen bir çalışmada, ayrılık durumunda deneyimlenen duyguların yoğunluğunda cinsiyetler arası farklılıklar gözlemlemiştir. Araştırmanın amacı, ayrılıklardan sonra iki cinsiyet üzerindeki etkilerin gözlemlenmesidir. 1000’den fazla kadın ve erkek katılımcıyla çalışılmıştır. Araştırma sonucunda, ilişkiden çıkan erkeklerin kadınlara göre kaygı, depresyon ve intihar geliştirme riskinin daha yüksek olduğunu gözlemlenmiştir. Erkekler kadınlardan daha fazla ayrılık acısı çekiyor ve ayrılık deneyiminin olumsuz etkilerini kadınlara göre çok daha uzun sürede atlatabiliyorlar. Araştırmacılara göre, erkeklerin ayrılık deneyiminden duygusal olarak daha fazla etkilenmelerinin nedeni ayrılık sonrasında kişiliklerinin ve öz-saygılarının zedelendiğini düşünmeleri olmuştur.

Toplumdaki genel kanı kadınların ayrılık deneyimi karşısında duygusal olarak daha hassas ve kırılgan olduğu yönündeyken, yapılan çalışma aslında erkek bireylerin ayrılık deneyimi karşısında daha kırılgan ve hassas olduklarını gösteriyor bize. Evlilik sonrası boşanmalarda, ayrılığın erkeklerde intihar riski dört katına çıkardığı görülmüştür. Ayrıca deneyde bulunan erkeklerin ilişkilerinde bir çatışmayla karşılaştıklarında sorunları küçümseme eğilimindeydiler ve bu da ilişkinin daha da kırılmasına neden oluyordu. Evli erkeklerin, bekar erkeklere göre daha iyi zihinsel sağlığa sahip olduğu görülmüştür. Evli erkeklerin ruhsal açıdan daha iyi olmanın sebebi arasında; daha az yalnızlık, daha düşük alkol ve madde kullanımı, depresyon ve intihara karşı artan korumadır.

Özetle, birçok erkeğin yakın partner ilişkileri içinde ilgilenilmeyi beklediğini ve ayrılık yaşandığında ise erkeklik onurunun kaybolmasına yol açarak akıl hastalığında bozulma ve intihar riskinin artması kadınlara oranla daha fazladır.

 

Psikolog Hazal Sansür

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Temmuz 18, 2023
Temmuz 18, 2023

KÜBLER- ROSS & YASIN EVRELERİ

Ölüm hakkında daha rahat konuşulması gerektiğini düşünen İsviçreli- Amerikalı psikiyatrist
Elisabeth Kübler- Ross uluslararası alanda çok satan kitabı Ölüm ve Ölmek Üzerine’ de (On
Death and Dying), beş aşamalı bir model olan “Keder Teorisi”ni ilk kez tartışmış ve bu model
“Kübler- Ross Modeli” olarak kabul görmüştür.
Kübler- Ross farklı hastalıkları olan ve hastalıklarının son evresinde olan 200 hasta ile yaptığı
görüşmelerin sonucunda yaklaşan ölüme ortak tepkiler verdiklerini bulmuş ve bu
görüşmelerin sonucunda ölümün kabulüne ilişkin beş evre belirlemiştir. Bu evreler kısaca
şöyle açıklanabilir:

1) İnkâr

Ölümün yaklaşmakta olduğuna direnerek tanıyı reddetme aşamasıdır. Birey doktorun tanı
koyarken hata yaptığını düşünerek başka bir doktor arayışına girer.

2) Öfke

Birey bu evrede durumun gerçekliğini kabul eder ancak çevresindeki sağlıklı insanlara
kızgındır. Aynı zamanda doktorların iyileşme sürecinde etkisiz kaldıklarını düşünür.

3) Pazarlık

Bireyin umutsuzca zaman kazanmaya çalıştığı evredir. Eğer ölmeyip sağlıklı bir şekilde
hayatta kalırsa denemeler yapacağı konusunda doktorla, aile üyeleriyle, din adamlarıyla
pazarlık yapar. (Örneğin, Tanrı onu kurtarır ve iyileşirlerse hayatını dine adamaya karar
vermek.)

4) Depresyon

Pazarlığın işe yaramayacağını ve zamanının azaldığını hissetmeye başlayan birey, yaşamının
gerçekten sona erdiğini fark etmesiyle depresyon aşamasına geçer. Bu aşamada kendini ölüme
hazırlamaya çalışır.

5) Kabul

Bireyin yaklaşan ölümünü kabul ettiği aşamadır. Kabul aşamasındaki birey genellikle
duygusuz gözüküp iletişimsiz kalmayı tercih eder. Kendisiyle barıştığı imajını çizmeye
çalışır.
Ölümcül hastalıklarının son evresindeki insanlar gözlemlendiğinde hepsinde Kübler- Ross’un
belirlemiş olduğu evrelerin gelişmeyebileceği ve diğer koşullar altında ölümle karşılaşan
insanların bu aşamaları sırasıyla ve tam olarak deneyimleyemeyebileceği unutulmamalıdır.
Hastalıklarının son evresindeki hastalar bile aşamalar arasında ileri geri hareket edebilir.
Belki de bazıları ölümü dört gözle bekleyebilir. Tüm bunlara ek olarak kültürel farklılıkların
ölümü değerlendirme ve kabullenmede son derece önemli olduğu da unutulmamalıdır.

 

Psikolojik Danışman Gözdenur Tetik

Temmuz 12, 2023

PARAFİLİ BOZUKLUKLARI

Amerikan Psikiyatri Birliği’ne göre insanlar cinsel heyecan ve uyarılma için sıklıkla parafilik
fanteziler kullanmaktadırlar.
Parafililer; olağan dışı nesneler, aktiviteler ya da durumları içeren tekrarlayıcı, yoğun cinsel
dürtüler, fanteziler ya da davranışlarla karakterize edilir. Klinik açıdan parafililerin bireyin iş,
sosyal alan ve diğer önemli alanlarındaki işlevselliğinde ciddi bir düşüşe neden olduğu
izlenmiştir.
Parafili bozuklukları; gözetlemecilik bozukluğu, göstermecilik bozukluğu, sürtünmecilik
bozukluğu, cinsel özezerlik (mazoşizm) bozukluğu, cinsel elezerlik (sadizm) bozukluğu,
pedofili bozukluğu, fetişizm bozukluğu, karşıgiyim bozukluğu, tanımlanmış diğer bir cinsel
sapkınlık (parafili) bozukluğu, tanımlanmamış cinsel sapkınlık (parafili) bozukluğu olarak
listelenmiştir.

Cinsel Özezerlik (Mazoşizm) & Cinsel Elezerlik (Sadizm) Bozukluğu

Sadizm ve mazoşizm belirtileri erken yetişkinliğin başladığı dönemlerde ortaya çıkar. Her ikisi
de hem gey hem heteroseksüel ilişkilerde görülmekle birlikte dünya genelinde erkeklerin
kadınlara nazaran daha çok dile getirebildiği sonucuna varılmıştır.
Pek çok sadist ve mazoşistin geleneksel hayatlar yaşadığına, gelir ve eğitim düzeylerinin
ortalamanın üzerinde olduğuna yönelik bulgular vardır. Buna ek olarak sadizm tanısına
genellikle alkol kötüye kullanım tanısının da eşlik ettiği görülmüştür.
Cinsel Özezerlik (Mazoşizm) Bozukluğu ve Tanı Kriterleri
Acıya ya da aşağılanmaya maruz kalarak cinsel açıdan tatmin olmak için duyulan yoğun ve
tekrarlayan istek olarak tanımlanır.
• En az 6 aydır devam eden, aşağılanmayı, dövülmeyi, bağlanmayı ya da acı çekmeyi
içeren, tekrarlayıcı ve yoğun cinsel uyarıcı fantezi, dürtü ya da davranışlardır.
• Bireyin yaşamında belirgin bir sıkıntıya ya da işlevsel bozulmaya yol açar.
Cinsel Elezerlik (Sadizm) Bozukluğu ve Tanı Kriterleri
Acı ya da psikolojik acı çektirme kaynaklı olan, cinsel açıdan tatmin olmak için duyulan yoğun
ve tekrarlayan istek olarak tanımlanır.
• En az 6 aydır devam eden, başka bir kişiyi zorlamanın, fiziksel ya da psikolojik acı
çektirmenin de dâhil olduğu, tekrarlayıcı ve yoğun cinsel uyanıcı fantezi, dürtü ve
davranışlardır.
• Klinik olarak, önemli derecede bir sıkıntıya ya da işlevsel bozulmaya yol açar ya da
birey rızası olmayan bir kişiye karşı bu dürtülerle hareket eder.

Psikolojik Danışman Gözdenur Tetik

Temmuz 12, 2023

Amerikan Psikiyatri Birliği’ne göre insanlar cinsel heyecan ve uyarılma için sıklıkla parafilik
fanteziler kullanmaktadırlar.

Parafililer; olağan dışı nesneler, aktiviteler ya da durumları içeren tekrarlayıcı, yoğun cinsel
dürtüler, fanteziler ya da davranışlarla karakterize edilir. Klinik açıdan parafililerin bireyin iş,
sosyal alan ve diğer önemli alanlarındaki işlevselliğinde ciddi bir düşüşe neden olduğu
izlenmiştir.
Parafili bozuklukları; gözetlemecilik bozukluğu, göstermecilik bozukluğu, sürtünmecilik
bozukluğu, cinsel özezerlik (mazoşizm) bozukluğu, cinsel elezerlik (sadizm) bozukluğu,
pedofili bozukluğu, fetişizm bozukluğu, karşıgiyim bozukluğu, tanımlanmış diğer bir cinsel
sapkınlık (parafili) bozukluğu, tanımlanmamış cinsel sapkınlık (parafili) bozukluğu olarak
listelenmiştir.

Fetişizm Bozukluğu

Fetişizm bozukluğu, cinsel uyarılma için cansız bir objenin ya da vücudun genital olmayan
bir bölgesinin esas alınmasıdır. Bu bozukluğun görülmesinde çocukluk özel bir önem taşısa
da genellikle ergenlikte başlar.
Fetişizm Bozukluğu Tanı Kriterleri
• En az 6 aydır devam eden cansız obje ve vücudun genital olmayan bölümlerini içeren
tekrarlayıcı ve şiddetli cinsel uyarıcı fanteziler, dürtüler ve davranışlar.
• Bu düşlemler, cinsel itkiler ya da davranışlar klinik açıdan belirgin sıkıntıya ya da
toplumsal, işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte
düşmeye neden olur.
• Fetiş nesneleri karşı giyim nesneleri ya da cinsel organları dokunsal olarak uyarmak için
özel olarak tasarlanmış aygıtlarla (vibratör gibi) sınırlı değildir.

Yaygın Fetişizm Bozukluk Türleri

• Korse fetişizmi
• Ayak fetişizmi
• Tüy fetişizmi
• Eldiven fetişizmi
• Deri fetişizmi
• Hamilelik fetişizmi
• Çorap fetişizmi
• Göbek deliği fetişizm

Psikolojik Danışman Gözdenur Tetik
Temmuz 12, 2023
Temmuz 12, 2023

Psikosomatik ağrı nedir?

Zaman zaman hissedilen bel, sırt, baş ağrısı vb. gibi şikayetlerin bazıları tıbbi olarak bir
açıklamaya sahip iken bazılarının tıbbi olarak açıklanması mümkün olmaz. Ağrının fiziksel
olarak açıklanamamasının sebebi ise hissedilen ağrının aslında bireyin psikolojik
durumundan kaynaklanıyor olmasıdır.

Bu tür ağrılar “Psikosomatik Ağrı” olarak adlandırılır.
Hissedilen psikosomatik ağrılar, duygusal yoğunluk ve içinde bulunulan durumla ilişkilidir.
Beyin, yoğun duyguyla ortaya çıkan gerginlikle kortizol hormonu salınımını artırır. Artan
kortizol seviyesiyle bireyin bağışıklık düzeyi düşerek vücutta bazı ağrıların nüksetmesine
neden olur. Bu açıdan bireyin psikolojik durumundan kaynaklanan psikosomatik ağrıların
kaynağında genellikle stres faktörünün olduğunu söylemek mümkündür.
Psikosomatik ağrılara dair şikayetler yoğunlukla; göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes alamama, mide
rahatsızlıkları, bulantı, baş ağrısı ve baş dönmesi şeklindedir. Psikosomatik şikayetlerin ana
başlıklarını şöyle sıralayabiliriz:

• Baş Ağrısı & Migren
• Boyun, Omuz & Sırt Ağrısı
• Karın & Bel Bölgesinde Ağrı
• Kol- Bacak Ağrısı & El- Ayak Karıncalanması

PSİKOSOMATİK AĞRILARIN BAZI TEDAVİ YÖNTEMLERİ

1- Bastırılan Duyguları Fark Etmek

Psikosomatik ağrıların nedenlerinden biri bastırılmış duygulardır. Kişinin akış içerisinde
biraz durup sakinleşmesi ve hangi duyguda olduğunu araştırması hem duygusal hem de
fiziksel iyileşmeye katkı sağlar.

2- Fark Edilen Duyguların İfade Edilmesi

Kişinin ifade edilmeyen duyguları da psikosomatik ağrılara neden olmaktadır. Hissedilen
duygunun (öfke, şaşkınlık, üzüntü, hayal kırıklığı…) sağlıklı ifadesi kişinin rahatlamasına ve
daha iyi hissetmesine yardımcı olur.

3- Yoga & Meditasyon

Anda kalmaya yardımcı olan yöntemlerden biri de yoga ve meditasyondur. Kişi bu sayede
kendisiyle kurduğu temas anlarını artırarak farkındalığını yükseltebilir.

4- Psikolojik Destek

Kişi ağrılarının çözümlenmesinde nerden başlayacağını bilemiyorsa ya da denemiş olduğu bazı
pratik yöntemler şikayetlerinin dinmesinde yardımcı olmuyor ise bir terapistle görüşmek
kişinin kendini anlaması ve ağrılarından kurtulmasında sağlıklı bir tercih olacaktır.

Psikolojik Danışman Gözdenur Tetik
Temmuz 3, 2023
Temmuz 3, 2023

 

Sosyal fobi nedir?

İnsanların sosyal etkileşimler sırasında aşırı endişe veya korku hissettikleri, halka açık yerlerde kendilerini rahatsız hissettikleri ve sosyal ortamlardan kaçınma eğiliminde oldukları psikolojik bir bozukluktur. Bir kişinin sosyal veya performans durumlarında sürekli endişe, korku veya utanç duyguları ile karakterizedir. Sosyal ortamlarda olumsuz değerlendirilme, eleştiri veya utanma korkusu, sosyal fobisi olan kişiler için en yaygın semptomdur. Topluluk önünde konuşma, topluluk içinde yemek yeme, diğer insanlarla etkileşim kurma veya performans sergileme gibi sosyal etkinlikler sırasında belirgin olabilir.

 

Belirtiler

Sosyal fobi genellikle erken yetişkinlik döneminde başlar ve zamanla kötüleşebilir. Sosyal fobi belirtileri, bireyler arasında farklılık gösterebilir ancak yaygın belirtiler şunlardır:

Yoğun kaygı ve korku: Sosyal fobi yaşayan kişiler, sosyal durumlarla karşılaştıklarında aşırı bir kaygı ve korku hissederler. Başkalarının dikkatini çekme, utanç yaşama ve eleştirilme endişesi bu durumların tetikleyicileri arasındadır.

Fizyolojik belirtiler: Kalp çarpıntısı, titreme, terleme, mide rahatsızlığı ve baş dönmesi gibi bedensel belirtiler sıkça görülür. Bu belirtiler, kişinin daha da endişelenmesine ve durumunun kötüleşmesine neden olabilir.

Kaçınma davranışları: Sosyal fobi, kişilerin sosyal etkileşimleri azaltma veya kaçınma eğilimi göstermelerine yol açar. Topluluk önünde konuşmaktan, sosyal etkinliklere katılmaktan veya başkalarıyla yakın temas kurmaktan kaçınmak bu davranışların bazılarıdır.

Olumsuz düşünceler ve inançlar: Sosyal fobi yaşayan bireyler kendilerini negatif bir şekilde değerlendirebilirler ve başkalarının olumsuz düşünceleri hakkında abartılı bir şekilde endişe duyabilirler. Bu da kişilerin özgüvenini ve kendine değerlerini olumsuz yönde etkiler.

 

 

 

Sosyal Fobinin Günlük Yaşamı Etkilemesi

Sosyal fobi, günlük yaşamı pek çok şekilde etkileyebilir. İş, okul, ilişkiler ve genel yaşam kalitesi gibi alanlarda önemli zorluklara neden olabilir.

İş Yaşamı: Sosyal fobisi olan bir kişi, iş yerinde topluluk önünde konuşma yapması gerektiğinde veya takım çalışması gerektiren projelerde yer aldığında endişe ve korku yaşayabilir. Bu durum, iş performansını olumsuz etkileyebilir ve terfi veya yeni fırsatlar elde etme şansını azaltabilir.

Eğitim: Sosyal fobisi olan öğrenciler, sınıf içinde sözlü sunumlar yapmak, sınıf tartışmalarına katılmak veya öğretmenleriyle iletişim kurmak gibi sosyal etkinliklerde zorluk yaşayabilirler. Bu, öğrenme deneyimini etkileyebilir ve öğrencinin akademik başarısını olumsuz yönde etkileyebilir.

İlişkiler: Sosyal fobi, romantik ilişkiler, arkadaşlık ilişkileri veya aile ilişkileri gibi kişisel ilişkilerde zorluklara yol açabilir. Sosyal etkinliklerde rahatsızlık hissetme veya toplum içinde utangaçlık duyma, kişinin yeni ilişkiler kurmasını veya mevcut ilişkileri sürdürmesini engelleyebilir.

Yaşam Kalitesi: Sosyal fobisi olan bireyler genellikle sosyal etkinliklerden kaçınma eğilimi gösterirler. Bu durum, sosyal izolasyon, yalnızlık hissi ve depresyon gibi sorunlara yol açabilir. Sosyal etkileşimlerden kaçınma, kişinin genel yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir ve mutluluğunu engelleyebilir.

 

Tedavi ve Yardım

Sosyal fobi tedavisinde birkaç farklı yöntem kullanılmaktadır. Bu yöntemler arasında bilişsel davranışçı terapi (BDT), ilaç tedavisi ve destek grupları yer almaktadır.

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): BDT, sosyal fobinin en etkili tedavi yöntemlerinden biridir. Bu terapi, kişinin düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını dönüştürerek sosyal kaygıyı azaltmayı hedefler. Terapist, kişinin olumsuz düşüncelerini tanımlamasına ve sorgulamasına yardımcı olur. Daha gerçekçi ve olumlu düşüncelerin geliştirilmesi sağlanır. Aynı zamanda terapi, kişinin korktuğu durumları adım adım deneyimlemesini ve korkularıyla yüzleşmesini teşvik eder.

İlaç Tedavisi: Sosyal fobinin şiddetli semptomları olan kişilerde ilaç tedavisi düşünülebilir. Genellikle seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI’lar) veya benzodiazepinler gibi ilaçlar kullanılır. SSRI’lar, beyindeki serotonin seviyelerini düzenleyerek kaygıyı azaltmaya yardımcı olur. Benzodiazepinler ise kısa süreli kullanım için etkili olabilir, ancak uzun süreli kullanımları bağımlılığa yol açabileceği için dikkatli bir şekilde kullanılmalıdır. İlaç tedavisi genellikle bir psikiyatrist tarafından yönetilir.

Destek Grupları: Sosyal fobiyle başa çıkmak için destek gruplarından faydalanmak da önemlidir. Bu gruplar, sosyal fobisi olan kişilerin bir araya gelerek deneyimlerini paylaşmalarını, destek almalarını ve birbirlerine moral vererek güçlenmelerini sağlar. Destek grupları, sosyal fobiye sahip olan kişiler arasında anlayış ve empati ortamı yaratır.

 

Ek olarak, sosyal fobi tedavisine ek olarak diğer destekleyici yöntemler de kullanılabilir. Bunlar arasında sosyal beceri eğitimi, stres yönetimi teknikleri, gevşeme egzersizleri ve mindfulness gibi yöntemler bulunur. Kişinin bireysel ihtiyaçlarına ve semptomlarının şiddetine bağlı olarak, tedavi planı bir uzman tarafından belirlenir ve kişiye özgü olarak uyarlanır. Unutulmaması gereken önemli bir nokta, sosyal fobi tedavisinin bireysel bir süreç olduğudur. Tedaviye erken başlamak, düzenli bir şekilde tedavi planına uymak ve profesyonel yardım almak tedavinin başarısını artırabilir.

 

Psk. Mehmet Şanoğlu

Temmuz 3, 2023

 Kendini gerçekleştiren kehanet;

düşünce ve inançlarımızın davranışlarımız üzerindeki etkisidir. Toplumumuzda 40 kere söylersen gerçek olur, öyle düşünme başına gelir, iyi düşün iyi olsun, kötüyü çağırma gibi günlük hayatta sık sık kullandığımız cümle kalıpları da aslında kendini gerçekleştiren kehanetin farklı bir tanımı olarak yapılabilir. Kendini gerçekleştiren kehanet; pgymalion etkisi dediğimiz beklenti etkisi ile doğrudan bağlantılıdır. Beklenti etkisi; çevremizin bize karşı olan ya da bizim kendimize karşı olan beklentilerimizin bizi yönetir hale gelmesidir. Bu bazen farkında olmadan ya da bilerek yaptığımız bir çeşit manipülasyondur. Örneğin; insanların sizi kandıracağını düşünüyorsunuz ve bunu bekliyorsunuz. Bu bir beklenti olduğundan sürekli kandırılma ihtimaline karşı tedbir almaya çalışırsınız. Karşı tarafın söylediklerine şüpheyle yaklaşmaya başlarsınız ve altında art niyet arayabilirsiniz. Bunun sonucunda aranızda bir gerilim oluşur ve gerçekten de yalan söyleme davranışları ortaya çıkabilir. İşte bu beklenti etkisine verilebilecek bir örnektir. Burada anlatılmak istenen temel düşünce, kendini gerçekleştiren kehanetin de beklentiler ile ve o beklentilere olan yoğun inançlarımız ile ortaya çıkmasıdır. İnançlarımız, düşüncelerimizi şekillendirir. Düşüncelerimiz ise duygu ve davranışlarımıza yansır. Eğer değersiz olduğunuza dair bir temel inancınız varsa size kendinizi değersiz hissettirecek ve bu düşüncenizi pekiştirecek kişiler ile ilişki kurmaya meyilli olabilirsiniz.

Eğer yaşadığınız olayların sonunda “Ben zaten böyle olacağını biliyordum.” diyorsanız. Düşüncelerinizin ve inançlarınızın etkisi altında olabilirsiniz.

Peki bunun için ne yapabiliriz?

Öncelikle o düşünceleri fark etmeniz ve yakalamanız faydalı olacaktır. Daha sonra bu düşüncelerinizi isterseniz bir kağıda not alabilirsiniz. Sonra bu düşüncelerin sizin hayatınızda neye hizmet ettiğini düşünün ve bulmaya çalışın. Tahminlerinizi de kağıda yazmak iyi olacaktır. Daha sonra bu düşüncelerin sizin üzerinizdeki etkisini düşünün. Mesela bu düşünce kalıbı ile hangi davranışları sergiliyorsunuz ve hangi duyguları yaşıyorsunuz. Bütün bunları fark etmek düşüncelerinizi ve davranışlarınızı değiştirmenizde faydalı olacaktır. Eğer kendi başınıza üstesinden gelemeyeceğinizi düşünüyorsanız. Bir uzmandan destek alabilirsiniz.

Psk. Dan. Zeynep MERTOĞLU