Hi, How Can We Help You?

Blog

Kasım 28, 2023

Ergenlerde Yaygın Görülen Ruhsal Bozukluklar

Ergenlik Dönemi Depresyonu

Ergenlik dönemi, ergenlerde depresyon çocukluktan yetişkinliğe geçilen bir basamak gibidir. Ergen ne çocuktur ne de yetişkin. Bu nedenle kimlik çatışmalarının yaşandığı, sancılı bir ara dönemdir. Hem fiziksel, hem duygusal, hem de sosyal geçişler deneyimlenir.

Depresyon ergenler de , çocuklardan farklı olarak;

  • Ergenlerde depresyonda suçluluk duygusu görülür
  • Ümitsizlik ve mutsuzluk
  • Hayattan zevk almama
  • Zihinsel ve bedensel durgunluk
  • Yoğun uyku hissi
  • İç sıkıntısı ve huzursuzluk
  • Dikkat toplamada güçlük çekme
  • İnsanlara sığınma veya onlardan kaçış
  • Okul başarısında düşme
  • İştahsızlık
  • Ümitsizlik
  • İntihar düşünceleri
  • Zararlı alışkanlıklara yönelim (sigara, alkol, madde)
  • Kavgacı tavırlar, saldırganlık
  • Sosyal ilişkilerde azalma ve sorunlar görülebilir,

 

 

Ergenlerde Anksiyete Bozuklukları

Ergenlerde kaygı, batan sinir uçları, gergin veya rahatsız edici hisler, hatta mide de kelebeklerin uçuşması olarak tanımlanmıştır. Tehlikeli veya stresli durumlarla karşılaştığında herkes endişeli hisseder. Kaygı zor durumlara karşı normal bir tepkidir. Fakat ergenlerde bu görüş daha farklı ele alınmalıdır. Özellikle ergenlerde kaygıya sebep olan en büyük faktörler, büyük bir sınava hazırlanmak, evde bulunan ebeveynlerden birinin sağlık problemi veya yaşanan şiddet olayına tanık olma gibi benzeri genel stres kaynaklarının üstesinden gelememektir.

 

  • Açıklanamayan patlamalar, konsantrasyon bozukluğu, sürekli olarak sinirli ve gergin hissetme
  • Ders dışı etkinliklerden kaçınma, akran grubundan kendini izole etme ve yalnız başına zaman geçirme
  • Migren, sindirim problemleri, aşırı yorgunluk
  • Yeme alışkanlıklarındaki değişiklikler
  • Uyku problemleri
  • Okuldan kaçınma, notlarında düşüş, cevapsız bırakılan ödevler, ödevleri erteleme gibi değişiklikler gözlemleyebilirsiniz

 

Gençlerde Yaygın Olarak Görülen Anksiyete Türleri

Genelleştirilmiş anksiyete bozukluğu: Konsantre olmada güçlük, kolayca yorulma, sinirli ya da huzursuz hissetme, uyku sorunları yaşama ve daha fazlasıyla kendini gösterir. Genelleştirilmiş anksiyete bozukluğu, bir gencin günlük yaşamını etkileyen tutarlı, uzun süreli kaygı duygularını içerir.

Sosyal anksiyete bozukluğu: Kolayca utanmak, kızarmak, başkalarıyla konuşmakta, göz teması kurmakta ya da iletişim kurmakta zorlanmak ile kendini gösterir.

Panik bozukluğu: Belirtiler, tekrarlayan, beklenmedik aşırı korku duyguları, hızlı kalp atışı, baş dönmesi, titreme, nefes darlığını içerebilir. Bunlar, ortamlarındaki belirli bir tetikleyiciden ya da beklenmedik şekilde ortaya çıkabilir.

Spesifik fobiler: Gerçekten tehlikeli olmayan belirli şeyler ya da durumlar hakkında yoğun korkuları içerir; köpekler, yükseklikler, uçmak gibi… Gençlerin ölüm, derin su ve diğer birçok şeye karşı fobileri olabilir.

Obsesif-kompulsif bozukluk (OKB):  Kaygının bir kısmını hafifletmek için kontrol edilemeyen obsesif düşüncelere ya da zorlayıcı davranışları tamamlama dürtüsüne sahip olmak.

 

 

Ergenlerde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

İlk belirtilerini çocukluk döneminde gösteren, kişinin davranışlarını, duygularını ve dikkatini düzenlemeyle ilgili sorunlar ve zorlukların olmasıdır. İlk belirtiler çocuklukta ortaya çıkar. Genelde fark edilmeyen sorunlar ise ilkokul döneminde ortaya çıkar. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, sadece çocukluğa özgü bir bozukluk gibi düşünülse de ergenlikte sorunların çözüldüğüne inanılmıştır. Ama araştırmalar daha sonra bunun böyle olmadığını, problemin çocuklukta ve daha ilerleyen dönemde büyük oranda devam ettiğini, ancak şekil değiştirdiğini ortaya koymuştur.

 

Ergenlerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun belirtileri şöyledir;

Daha yoğun kimlik bocalamaları; ani tepki göstermeleri, düşünmeden karar alıp uygulamaya çalışma, kolay öfkelenmeleri, uzun süre dikkatlerini toplayamamaları, anne baba ve öğretmenlerin tepkilerinde artış, benlik saygısında düşüş, geleceğe yönelik umutlarda zedelenme. Bu dönemde depresyon ve kaygı bozuklukları ortaya çıkabilir ve bu durum dikkat ve davranış sorunlarını artırabilir.

 

 

Ergenlerde Obsesif Kompulsif Bozukluklar

OKB, genellikle ergenlik çağında veya genç yetişkinlik döneminde başlamakla birlikte her 200 çocuk ve ergenden birinde görülmektedir. Fark edilmesi zor olduğu için veya çocuklar bu sorunu daha çok ebeveynlerin dikkatini çekmeyecek şekilde içsel takıntılar şeklinde yaşıyor olduklarından, çocuklarda ve ergenlerde OKB’nin aslında daha yüksek oranlarda olduğunu söyleyebiliriz.

 

Obsesif kompulsif bozukluğun 4 çeşit semptom örüntüsü vardır:
  1. En sık görülenibulaşma obsesyonudur. Bunu yıkama, yıkanma, temizleme ya da bulaşık olduğu düşünülen nesneden kompulsif kaçınmaizler.).
  2. En sık gözlenen ikincisi kuşku obsesyonudur. Bunu kontrol etme kompulsiyonuizler.
  3. En sık görülen üçüncü örüntü; birkompulsiyon olmaksızın, zihne yerleşen obsesyonel düşüncelerin taşınmasıdır. Bu obsesyonlar genellikle cinsel ya da saldırgan bir eylemle ilişkili yineleyici düşüncelerdir ve hasta bu düşüncelerinden ötürü kendi kendini kınamaktadır.
  4. En sık görülen dördüncü örüntü, simetri obsesyonudur. Bunu yavaşlama kompulsiyonu izler. Bu hastaların bir yemek yemeleri, traş olmaları saatler alır

 

Daha büyük yaştaki çocuklar veya ergenler mikrop, AIDS ve yemeklerden hastalık kapacaklarına inanabilirler. Bu tip çocuklar bu kaygılarıyla baş etmek için kendilerince rahatlatıcı ritüeller ve ayinler (sürekli tekrar edilen davranışlar, sürekli el yıkama, sayı sayma, dua okuma gibi) düzenleyebilirler. Bu tekrar eden davranışlar sonucunda başlarına gelecek kötü şeyleri kovduklarına inanırlar.

Çocuk ve ergenler genellikle sahip oldukları takıntılardan ötürü utanç duygusu içindedirler. Birçoğu insanların onlar hakkında deli diye düşünecekleri korkusuyla düşüncelerini ve davranışlarını göstermekten kaçınmaya çalışırlar.

 

 

Ergenlik Döneminde Sınav Kaygısı

Sınav kaygısı; öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı olarak tanımlanır.

Gerçekçi olmayan düşünce biçimlerine sahip olmak kaygının oluşmasında en önemli süreçlerdir. Bunaltıya eğilimli kişilik yapısı (mükemmeliyetçi, rekabetçi) olanlarda daha sık görülür. Sosyal çevrenin beklentileri ve  aile baskısı da önemli bir etkendir.

 

Sınav kaygısının belirtileri;


Huzursuzluk, endişe, tedirginlik, sıkıntı, başarısızlık korkusu, çalışmaya isteksizlik, mide bulantısı, taşikardi, titreme, ağız kuruluğu, iç sıkıntısı, terleme, uyku düzeninde bozukluklar, karın ağrıları vs. bedensel yakınmalar, dikkat ve konsantrasyonda bozulma, kendine güvende azalma, yetersiz ve değersiz görme sık görülen belirtilerdir.

 

Düşünce ve inançları sorgulamak, Nefes alma egzersizleri, Gevşeme egzersizleri, Kaygıyı bastırmaya değil, onu kabul etmeye ve tanımaya çalışmak, Düşünceleri durdurma tekniği, Dikkatini başka noktalara odaklama tekniği kullanılabilecek başa çıkma yollarıdır.

 

Ayrıca ergenlerde oluşan “Hayatta başarılı ve mutlu olabilmek için sınavı kazanmaktan başka yol yoktur, Mutlaka kazanmalıyım, yetersizim, hiçbir şey yapamayacağım” gibi düşüncelerinin değişmesi amaçlanan başlıca inançlardır.

 

 

Ergenlerde Davranım Problemleri

Zaman içinde giderek ilerleyen, genellikle saldırganlık ve başkalarının haklarının ihlal edilmesi ile karakterize davranış kalıpları davranım bozukluğu olarak isimlendirilir. Yıkıcı davranışlar sergileyen çocuk ve ergenlerin ileride erişkin antisosyal kişilik bozukluğu geliştirmeleri yüksek olasılıktır.

Genetik özellikler, mizaç, öğrenme ve psikolojik durum yıkıcı davranışların kalıcı olmasında rol oynarlar. Aşırı derecede sert ve cezalandırıcı ebeveyn yanında büyümek, çocukluk çağında fiziksel veya cinsel istismara uğramak, ailenin çocuğu ihmali ya da duygusal istismarı ergenlerde davranım bozukluğunu tetiklemektedir. Son yıllarda televizyon, video ve bilgisayar oyunlardaki şiddetin de önemli bir etken olabileceğine işaret edilmektedir. Zayıf anne baba denetimi de davranım bozukluğunda bir risk faktörüdür.

 

Davranım bozukluğunda dört kategori vardır.

1)Fiziksel saldırganlık veya insanlara zarar verme tehdidinde bulunma.

2)Kendisinin ya da başkasının malına zarar verme.

3)Hırsızlık ya da dolandırıcılık.

4)Yaşına göre uyması gereken kuralları çiğneme.

 

Aşağıdaki davranışlardan en az 3’ ü çocuğunuzda bulunuyorsa davranım bozukluğu düşünülür. Bu durumda mutlaka bir uzmandan yardım almalısınız.

  • Sıklıkla zorbalık edip, başkalarını korkutuyorsa.
  • Akranlarıyla sık kavga ediyorsa.
  • Sopa, taş, çakı, cam parçası gibi başkalarına zarar verebilecek araç ve gereçleri kavga sırasında kullanıyorsa.
  • İnsanlara ve hayvanlara acımasız davranıyor, onların canını yakmaktan zevk alıyorsa.
  • Kuralları sık sık bozarak kendine ve çevreye zarar verecek ihlallerde bulunuyorsa.
  • Sık sık okuldan kaçıyorsa.
  • Kendine çıkar amacı güden yalan alışkanlığı varsa.
  • Yaş dönemine uygun olmayan cinsel aktivitelere girip, özellikle başka birini cinsel etkinlikte bulunmaya zorlamışsa.
  • Başkalarının malına ve mülküne isteyerek zarar veriyorsa.
  • Başkaları görmeden değerli eşyaları çalıyorsa.
  • Kapkaç, tehdit gibi eylemlerle zorla hırsızlıkta bulunuyorsa.
  • Ailesi izin vermemesine rağmen 13 yaşından önce geceyi dışarıda geçiriyorsa.
  • En az iki gece evden kaçmış ya da bir kez uzun süre geri dönmemişse.

 

 

Ergenlerde Madde Kullanımı ve Bağımlılığı

Ergenler, kimlik kazanma, yenilik arama, farklı yaşantıları deneme konusundaki merakları, beklide kendileri keşfetme ve yaşam arzuları nedeniyle, madde kullanmaya başlama açısından önemli bir risk grubunu oluşturur. Çeşitli maddelere başlama yaşının genellikle gençlik yılları içinde yer alması, bu sorunun aynı zamanda bir gençlik çağı sorunu olarak ele alınmasını gerektirmektedir. Birçok ülkede gençler arasında sigara, alkol ve diğer maddelerin kullanımı, kazalar, intihar, şiddet, istenmeyen gebelikler, cinsel yolla bulaşan hastalık riskini artırmaktadır.  Bu nedenle özellikle ergenlerde madde kullanımı ve bağımlılığı üzerinde durulmalıdır.

 

Ergenin madde kullanımına başlamasında arkadaş grubunun etkisi büyüktür. Arkadaşlarının madde kullanması, arkadaş grubu içinde statü kazanma, arkadaş grubunun madde kullanımı ile ilgili tutum ve algıları bu konuda belirleyici rol oynamaktadır.

Ebeveynlerin ergen üzerindeki rol modeli de madde kullanımında önemli diğer bir faktördür. Tutarlı sınırların olmadığı, aile üyelerinin sağlıklı bir iletişimde bulunmadığı, aile içi şiddet ve istismarın bulunduğu, ebeveynlerin de alkol ve madde kullandığı bir ailede yetişen ergenin madde kullanım riski çok yüksektir.

Çocukluk döneminde şiddet içerikli davranışlar sergileyen, öfkeli, sinirli, aşırı utangaç, isyankâr kişilik özellikleri gösteren, okulda başarısız olan, derslerinde zorlanan, öğretmenleri ve okulla diyalogu zayıf olan çocukların da madde kullanımına açık oldukları yapılan araştırmalarda gösterilmiştir.

 

Ergenlikte madde kullanım spektrumu 4 evreden oluşan bir süreklilik gösterir. 

İlk evre : ergenin kimyasal bir madde kullandığı zaman duygu durumda değişiklikler olduğunu keşfetmesidir. Bu evre maddeleri deneme ve araştırma evresidir. Bu deneme birçok ergen için ikinci evreye yol açar.

İkinci evre: ergenin özellikle sosyal ortamlarda, madde kullanımı ile duygu durumundaki değişiklikleri sağlamaya devam etme evresidir. Ergenin bu davranışı kendi gibi duygu durumunda dalgalanmalar oluşmasını isteyen akranları ile birlikte ortaya çıkar. Bu evre sosyal içicilik olarak tanımlanabilir.

  1. evre ergende madde kötüye kullanımı geliştiği anlamına gelmektedir. Bundan sonra bağımlılık gelişme olasılığı artmaktadır. Bu evredeki herhangi bir madde kullanımı kendi kendine tedavi olarak kabul edilebilir. Anksiyete ve gerilimden kurtulmak veya yalnızca eğlenmek amacı ile madde kullanılır.

4.evre gencin yaşamını devam ettirebilmesi için bir kimyasal maddeye bağımlı olduğu evredir. Ergen bu evrede maddelerle oluşan duygu durum dalgalanmaları şeklindeki yaşantının tekrarlanması için duyduğu kuvvetli bir istekle madde kullanır.

 

 

Ergenlikte Aile İçi İletişim

Ergenlik dönemi pek çok değişimin aynı anda yaşandığı gelişim ve büyüme sürecidir. Çocuk açısından hem baş edilmesi gereken gelişim görevlerini ve deneyimle zenginleştiği bir süreci ifade eder. Ergenlik döneminde yaşanan değişimler sadece çocuk açısından değil anne baba açısından da uyum gerektirir.

 

Ebeveynin ergenin hangi ihtiyaç basamağında olduğunu fark ederek onun ihtiyacını karşılamaya yönelik tutum ve davranışları ile çocuğa güven verdiği, dinleme-anlama-anlatabilme döngüsü üzerinden karşılıklı olarak birbirleriyle diyalog kurabildiği ve birbirlerine beden dillerini doğru kullanabildikleri bir etkileşim sürecidir.

 

Ergenlik döneminde ailelerin birçoğu “Çocuğumuz bizimle hiçbir şeyi paylaşmıyor, gizliyor.”; çocukların çoğu da “Aileme anlattığım zaman beni dinlemiyorlar, ne söylesem hemen tepki veriyor, beni anlamıyorlar ben de hiçbir şeyi anlatmıyorum.” cümlelerini kurmaya başlayabiliyor. Bir ergenle iletişim kurarken, onun gerçekliklerini dikkate almak son derece önemlidir. Çocuğun davranışları sorun olarak kodlandığında, daha kaygılı ve telaşlı tepkiler verme eğilimimiz artar; oysa ihtiyacın ne olduğunu fark edip davranışı doğru okuyabilirsek daha sakin ve kontrollü tepkiler verebiliriz. Kontrolünü ve kararlılığını kolay kaybeden insanların en doğal ilişkilerinde bile krizler çıkma olasılığı daha yüksektir.

 

 

Ergenlerde Travma ve Yas

Ergenler, hayatlarında olumsuz değişikliklere neden olan olaylardan değişik derecelerde etkilenmektedirler. Aynı olaydan bazılarının daha çok, bazılarının daha az etkilenmesi birçok nedene bağlıdır. Bu nedenler arasında yaş, olaya uzaklık, kişilik yapısı, destek sistemleri gibi etmenlerin yanında, gencin olaya yönelik algı ve yorumları da çok önemlidir.

 

Ergenlikte  travmaya bağlı çok çeşitli davranışlar gözlenebilir.

Bunlar arasında; uyku bozuklukları, kabuslar, uykuda ya da günlük hayatında geriye dönüşler (altına kaçırma gibi), kıpır kıpır, huzursuz olma, uykulu, donuk olma, yalnız kalma isteği, her fırsatta ağlama, tanıdığı nesnelere aşırı bağlanma, değişiklikle baş etmede zorlanma, anne-babayla olan ilişkilerde farklılık, kardeşlerle olan ilişkilerin daha olumsuz olması, kavgaların artması, travmatik olayla ilgili takıntılı düşünceler geliştirme, olayın tekrarlanacağı endişesi, başkalarının gereksinimlerini aşırı derecede önemseme, okul başarısında düşüş, dikkatte azalma, doyumsuz olma, küçük olaylara aşırı tepkiler verme vb.

 

Ergenlikte Yas Tepkileri

Çocukken yası tutulmamış her kayıp ergenlikle birlikte yoğun öfke ve suçluluk duygularına neden olurken bir yandan da fizyolojik ve biyolojik değişimlerin etkisiyle ergen kendisini çok savunmasız ve çaresiz hissedebilir. Ergenler, sevdikleri bir yakınlarını ya da tanıdıklarını kaybettiklerinde çoğu zaman dışarıdan etkilenmiyor gibi görünse de içlerinde büyük bir karmaşa yaşar.

 

 

 

Ergenlikte genellikle gözlenen yas aşamaları şunlardır:

Reddetmek: Ergen, kaybettiği yakınını bir daha göremeyeceğini aklına getirmek istemez; kabullenemez. Kaybettiği kişiyle alakalı hayaller kurabilir, tekrar geri geleceğini umut edebilir.

Öfke: Kişi, yaşadığı olayın geriye dönüşü olmadığını ve hayatının farklı bir şekilde yapılanmaya başladığını fark ettikten sonra hem duruma hem de kaybettiği kişiye karşı öfke duymaya başlar.

Hüzün: Kişi, kaybı için büyük bir üzüntü duymaya başlar. Bu üzüntü hem kaybettiği kişi için hem de kendinde yaşadığı eksiklik içindir.

Alışma ve ileriye yönelme: Genç-çocuk, kaybını artık içine sindirmiş ve hayatını o kişi olmadan yapılandırmaya başlamıştır. Düşünceleri daha çok geleceğe yöneliktir.

 

 

Ergenlerde İntihar

İntihar, insanın öz benliğine yönelmiş bir saldırganlık ve yok etme eylemi olup, bireyin yaşamına istemli olarak son vermesidir. İntihar girişimi olan ergenlerin %90’ı bir psikiyatrik tanı almaktadır. Bu tanılar sıklıkla duygu durum ve/veya alkol veya madde kullanımıdır.

 

Yapılan çalışmalar, intihar olgularının çoğunda depresyon, alkol bağımlılığı ve şizofreni gibi bir psikiyatrik bozukluğun olduğunu göstermektedir. İntihar girişiminde bulunan olguların çoğunda birinci derece akrabalarında afektif bozukluk, alkol bağımlılığı, antisosyal kişilik bozukluğu gibi psikiyatrik tanıların olduğunu belirten çalışmalar bulunmaktadır.

İntiharda risk faktörleri araştırıldığında yalnız yaşama, boşanmış olma, sosyal desteğin düşük olması gibi faktörler saptanmıştır.

 

İntihar riskinin yüksek olabileceğini gösteren durumlar şöyledir:

  • Depresyonda olan bir hastada ağır bunaltı, umutsuzluk, çaresizlik, suçluluk duygularının olması,
  • Daha önce başarısız olan intihar girişimlerinin olması,
  • Hastanın ölmek isteğini belirtmesi,
  • Alkol bağımlılarında iş yitimi, aileden ayrılma ve yalnızlık durumları,
  • Şizofreniklerde intihar riskini belirleyen etkenler açık değildir.
  • Postpsikotik depresyon riski yükseltebilir.

Caner TANRIVERDİ

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

You may use these <abbr title="HyperText Markup Language">html</abbr> tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*